| View previous topic :: View next topic |
| Author |
Message |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: "ÇAY"LI ŞİİRLER |
|
|
ÇAYLAR ŞİRKETTEN -1
İstanbul - Ankara - Kayseri
Adana - Antep - Mardin
Bursa - İzmir - Bodrum
üç yıldır gider gelirim
302 Mercedesin arka koltuğunda
ne yattığım yer belli
ne içtiğim su
gecem saçları ağarmış bir mavi kuş
gündüzüm anıları yitik bir yeşil rüzgar
gider gelir üç yıldır içimde
dudakları çatlamış bir umut
gözleri görmez acılar
Aslen Urfalıyım
kaç yıl oldu bilmiyorum
kim tutar hesabım
kim anlar halimden
bir kış günü
sabah namazından dönerken babam
can vermiş duldasında karanlığın sesi
kan davası deyi ertesi gün
üç - dört kişiyle kaldırılmış cenazesi
Ne babam katilinin alnının çatına
kan nakışlı hançerini çalacak ağabeyim
ne gelinliği hicran bezeli bacım
ne sesini işittiğim yıldız yıldız bir kardaşım var
kalmışım bir başıma
yüreği nasırlı bir anayla
Bahtına şivan düşe çocukluk
Aslen Urfalıyım
kaç yıl oldu bilmiyorum
kim yazar defterim
kim bilir derdim
bir kış günü
sırtımda acıya yamalı bir mintan
ayağımda rengi aşınmış lastik pabuçlar
içimde buz bağlamış bir hüzün
ardımda gözü yaşlı bir ana
ekmeği taştan çıkarmak uğruna
alınterini sevdaya nakışlamak uğruna
umudu aydınlığa boğmak uğruna
verdum kendimi yollara
Ne bir avuç toprak, ne alev alev bir umut
gurbetliğimde geleceği sararmış bir ana
sılamda yel götürmez sel üfürmez bir yalnızlık
bir kış günü indim İstanbul Sirkeci'ye
Yurduna şivan düşe umutsuzluk
Aslen Urfalıyım
kaç yıl oldu bilmiyorum
kim okur kitabım
kim bulur dermanım
bir kış günü
turizm seyahat şirketlerinde
böyle başladı mavinliğimin öyküsü
O gün bu gündür ezberimde artık yalnızlık
ezberimde acının kilometre taşları
ezberimde umudun küf tutmuş şafağı
ezberimde sevdanın rüzgar renkli çığlığı
ezberimde kes hızını ağlatma el kızını
ezberimde kuzu kurdun yol Fordun bu gece
ezberimde Orhan Gencebay, dertler benim olsun
Refik Durbaş |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
EMİRGANDA ÇAY SAATİ
çerağân sarayı'ndan büyükdere'ye
üşümek sonbaharında eski çınarların
uzadığı yerde gizlice akşamların
başlayıp adetâ kendini dinlemeye
kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın
ansızın giydirilmiş ipek ferâceye
bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye
değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın
nedîm'den yansıması tatyos efendi'ye
tenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr'ın
kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların
yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye
soğuk kuşlar gibi dağılır boğazda
rüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu
istinye'de gemilerin karanlık uykusu
kırık direkleriyle dalgın ve hasta
birden içimi kaplayan ölüm korkusu
selâm verilince meçhul bir namazda
gâzâli'yse biraz mevlânâ biraz da
kubbenin altındaki divan uğultusu
'şeref' vapurundan en kirli beyazda
yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu
havada bir asılmış adam kokusu
istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta
yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek'ten
motorların taşıyıp o kadar bitiremediği
en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki
çok daha dumanlı mütâreke günlerinden
alaturka saat kaçta ikinci tömbeki
miralay sadık bey'in nargilesinden
dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren
osmanlı sehpâların gölgesindeki
emirgân'da acılaşmak koyu bir semâverden
çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski
bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki
çoktan unutulmuş kilitli defterlerden
Attila İlhan |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAYEVİNDEKİ KIZ
Çayevindeki kız
Eskiden olduğu kadar güzel değil.
Ağustos eskitmiş O’nu.
Canla başla çıkmıyor merdivenleri;
Evet, O da orta yaşlı olacak,
Ve keklerimizi getirirken
Yaydığı o gençlik pırıltısını
Artık yaymaz olacak.
O da orta yaşlı olacak.
Ezra Pound
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAY
Bülbüllerin, kızaran çileklerin sesi
bana doğru uzanmış elindeki
açık sabah çayı
kışkırtılan gönenç
suçlu gibi yaşamaya alıştık biz oysa
onu nereye nereye saklamalı
yıllarca sımsıkı kapattığı kapattığımız
ruhlarımız (ilk mi) birbirine değdi
düzleşe düzleşe yitti deniz
düşteydik, teknelerin sesi balıkçılar olmasa
dağlar eflatun ve kara
gitgide yaklaşarak üstümüze geldi
yittik yitik ülkedeydik
değdik
kırlangıcın kanadıyla sessizliğe
reddettik
göğü, ağır bulutları, koyu
batıp gideni reddettik
akşam, yaşlı seslerinden geçerek komşuların
yoğurdun ve elmanın tadıyla
bizi derinine aldı
Gülten Akın |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAYLAR ŞİRKETTEN -2
Gençliğin yağmuru yeni düşmüştü bıyıklarıma
vurdum kendimi yollara
Zulmüne şivan düşe yoksulluk
Dünyanın başkenti Sultanahmet
Anadolu'nun başkenti Sirkeci derler
bir kış günü akşamın alacasında indim Sirkeci'ye
dar bir sokak aralığında durdu otobüs
yüzlerce küçük dükkan camlarında bütün Anadolu
yüzlerce insan daha önce gördüğüm hiç görmediğim
emanetçiler: neyim var gençliğimden başka
bırakacak
taksiciler: hangi deftere yazmıştım gurbetliğin
adresini
oteller: yeni çıktım sılamdan bu gece yatmasam da
olur
yüzlerce uğultu kuşu içimde, yüreğim daralıyor
Ege Jet Balıkesir'e, İzmir'e hemen şimdi
Cesur Turizm yolda kalmazsın hemşerim Diyarbakır, Urfa
Dadaş Apollo 12'den hızlı Erzincan, Erzurum, Kars
dünya şampiyonu yolların kralı Gazanfer Ankara
soluğum buz tutmuş boğazımda renk değiştiriyor sesim
şaşırıp kalmışım avucumda mavisi küflenmiş bir gökyüzü
sigaraya yeni başlamış bir bulut katarı
içimde
sadece hüzün
Ne yapmalı nereye gitmeli başı bağlanmış bu akşam karanlığında
iş bulmak gerek, para tükendi tükenkecek
(Paran mı vardı mendiline düğümlediğin üç-beş
kuruştan başka)
umut tükendi tükenecek, sevinç aydınlık inanç tükendi
(zaten ne zaman tükenmemişlerdi)
mutluluk sevda ekmek tükenecek
tükendi tükeneceksılamın mazgallarını ışıklandıran
özlem
tükendi tükenecek yüreğimde ateşle yıkanmış
heyecan
ve bir uçurum
Sokağın ucunu döndüm, sesim parçalamak istiyor bu
uğultu ummanını
birden bir esinti, serinlik, sanki çiçeklerden bir yaz yağmuru
karşımda boynuma doladığımmendil kadar bir deniz
parkta el ele dolaşan çocuklar gibi gemiler
bıraksan 180 km hızla suyu yaracak kamyonlar otobüsler
nereden gelip nereye giderler
ben
nereye
bıraksa
kader
Rahmine şivan düşe gurbet
Akşam inmek üzere, bir simit alıp deniz kıyısına oturuyorum
bir sis yumağı ağır ağır dolanıyor Boğazın saçlarına
bir martını kanadında eriyor güneşin son parıltıları
okul yüzü mü gördüm
ne gelir elimden sanatım yoksa
Simit satmakla başlasam işe umudun alevi sönmesin diye
Yüzümde pus tutmuş sabah
köşebaşı rüzgar ayaz
simit satarım susamlı
poyraz renkli can kokulu
şafaklardan daha beyaz
hasretimden daha kara
simit satarım susamlı
buyur tanesi üç lira
bana kalan yirmibeş kuruş
anlamazım ne iştir bu
Sesime alevler çalan
sabahın karanlığından
mor akşam aydınlığına
simit satarım susamlı
nar kokulu can yoksulu
sermayesi gurbetliğim
simit satarım susamlı
buyur tanesi üç lira
bana kalan ter yorgunluk
anlamazım ne iştir bu
Ev kirası çıksın diye
üşümesin ayaklarım
gurbet harcı çıksın diye
şişmesin gözkapaklarım
emek rızkı çıksın diye
simit satarım susamlı
adı güzel serçe pulu
buyur tanesi üç lira
bana kalan kan yoksulluk
anlamazım ne iştir bu
Babamdan miras mı kaldı
ne gelir elimden sanatım yoksa
Defter satmakla başlasam işe aydınlığın sesi donmasın diye
Refik Durbaş |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAYLAR ŞİRKETTEN -3
Birinci hamur üç defter
bakkalda kırtasiyede
on liraya alamazsın
fabrika imalatına
bende sadece beş lira
al hayatını yaz abi
okula giden kardeşinin
buz kesmiş yüreğini yaz
sabah alacasında nöbetçi
umudun direncini yaz
Birinci hamur çizgili
sayfaları gül nakışlı
iş alınteri kokuşlu
daha çok patron kazançlı
defter satarım hareli
al rengini çiz acının
al sesini çiz sevginin
al resmini çiz emeğin
çiçek bahçesine dönsün
kor alev yürekte hınç
Birinci hamur kırk sayfa
az kaldı bitmek üzere
bitmek üzere yüzümde sancı
gençliğimden çaldırdığım
alınterimin haracı
ve hemen yazardım
ilk satıra büyük harfle
defter satan çocukların
el emeği iş gücüyle
yarattıkları barışı
Neyim var gençliğimden başka
harcayacağım
Ciklet satmakla başlasam işe emeğin gücü tükenmesin diye
Dükkanım pazarım trenler
gider gelirim akşam sabah
Sirkeci'den Bkırköy'e
Bakırköy'den Halkalı'ya
gider gelir ak ellerimde
ödenmemiş ev kirası
pabuç pantalon parası
ayrıca gurbet yarası
bir de yaşanmamış gençliğim
ciklet satarım akşam sabah
Müşteriler ikinc mevki
işçi kızlar dokumacı
overlokçu remayözcü
hallerinden belli değil mi
tipitip baybalon dandi
memur kızlar ciklet almaz
bir de kravatlı beyler
zaten bellidir müşterim
belli olmayan geleceğim
ciklet satarım akşam sabah
Kapağı bir atsam
tül bacalı fabrikaya
devirdim gitti işi
elim sanata yatkın
ne iş olsa yaparım
bir söküp atabilsem
yüreğimden dikeni
emeğin alınterinin
bir açsa iş gülleri
ciklet satar mıyım abi
Hangi parayla hangi malı alıp satacaksın
hangi fabrikanın kapısını çalsan duvar
ne var seni bağlayan buralara
umut umudun varsa her yerde umut
ekmek her yerde ekmek çalışsana
sevda her yerde sevda çekmesini bilene
Yaz dilekçeyi doldur kağıtları Almanya hesabına
Refik Durbaş |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAYLAR ŞİRKETTEN -4
Geçen yıl Rasim gitti, çocukluk arkadaşım
mektubu gelir ara sıra:
'Kıymetli arkadaşım Halil
Satırlarıma başlamadan önce selam eder
her iki ellerinden sıkar gözlerinden öperim.
Halil göndermiş olduğun en az senin
kadar kıymetli mektubunu aldım.
Bilemezsin ne kadar memun oldum
ben de seni biraz olsun memnun etmek
için bu çirkin satırları yazıyorum'
Ne çirkin satırları
içi hiç yazılmamış bir mektuba bile hasretim kaç yıldır
'Diyorsun ki ben de yazıldım ve önümde 50-60 kişi var
ve buranın durumu hakkında bilgi istiyorsun. Sana
kısaca anlatayım. Elime şahsen 700 ile 800 mark geçer
Lojmanda oturuyorum. 80 mark kira. yemeğimi kendim yapıyorum. Fabrikaya gelince. Almanya'nın en büyük fabrikası. Ama en az para veren fabrika. Bazan fıska, bazan kalıpçı, bazan da çubukçuluk yapıyorum.'
Ne fıskacılık ne kalıpçılık
elimden her şey gelir yeter ki çalışacağım iş olsun
'Şunu belirtmek isterim. Kesilen 80 mark elime geçen paranın içinde değil. Bütün temennim senin Almanya'ya gelmen. Neresi olursa olsun. Burada adamı çok çalıştırıyorlar. Ayakkabıyı çıkartıpyatağa giriyorum. Bir de nereye gidersen oraya uyacaksın. Türkiye'de bay , burada herr. İstemeyerek satırlarıma son verirken tekrar selam eder, acele cevap beklerim.'
Sanki ben istemiyor muyum gelmeyi
öylesine susamışım ki alınterinin sıcaklığına kaç yıldır
Ne kadere inandım şimdiye kadar
ne kısmetten medet umdum
ama biliyorum ki
'vasıfsız işçisin' deyi silecekler künyemi
Almanya defterinden de
Serinlik pusuda
acıyla kararmış günlerimi düşünüyorum
acıyla aydınlanacak günlerimi
genç kızlığından beri çeyizi namerde yadigar anamı
yüreğimden kopan fırtınada yolunu yitirmiş bir gemi
bacadından çıkan dumanılnı avuçlarıma bırakarak uzaklaşıyor
bir kırmızı balık
(ne zaman denize baksam bir kırmızı balık olarak
görüyorum kendimi)
yosun yeşili mendiliyle
siliyor a
alnıma
sıvanmış
karanlığı
Serinlik pusuda
bir sis yumağı ağır ağır geçiyor alnımın duldasından
geleceğimi düşünüyorum
geçmişimi
karanlık
da
eriyor
aydınlık
da
Pulu acıyla mühürlü adresi sevdaya yazılı yüreğimde
gurbetliğimi düşünüyorum
Serinlik pusuda
sevda da eriyor hicran da
sevincinin kaymağı alınmış, yapraklarına çiğ düşmüş yüreğimde
kendimi düşünüyorum bir de:
'Dert yoğuken serimde
derdimle kardaş oldum
düştüm gurbet ellere
çilemle yoldaş oldum
Sevdalığı yaşamadım
mutluluğu tadamadım
hasretliğe varamadım
gurbetle kandaş oldum
Karanlıkta erimezdim
ayydınlıkta çürümezdim
yalnızlığa yerinmezdim
acıyla kardaş oldumé
Sesine şivan düşe hasret
Akşam inmek üzere. Nerede yatmalı bu gece. Hep gündüz olsa. Kıvrılır kalırsın bir park kanepesinde. Çimenlerin üzerinde. Alır gider bir ağaç gölgesi, bir su sesi içindeki kederi hüznü. Ama gece. Gece kime sığınırsın. Şimdi köyde olsam. Anam tandırı yakmıştır. Yorgana sarınır, tandırın kıyısına uzanırdım. Kemikli elleriyle saçlarımı karıştırırdı. Elimde bir dürüm. Yeşil soğan, lor. Ne çok özlemişim anamın ekmeğini. Akşam inmek üzere. Nere gitsem, nerde gecelesem. Her sokakta yüzlerce otel. Her kentin bir oteli var. İzmir Palas, Afyon Denizli Oteli. Edirne Kırklareli Oteli. Trabzon Oteli. Otel Rize Palas. Yalnızlık Palas...... Acı Oteli... Gurbet Palas...
Dolanıp durdum son vapur da demir alana kadar
kapı aralıklarından baktım sıcaklığın
Sabah Sirkeci garında uyandığımda
yeni bir gün başlamış güneş mavi yazmasını
bağlamıştı gökyüzünün boynuna
Refik Durbaş |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇAYDAN GELEN HUYA
çay demlenirken bir dibe iner hani bir yükselir ya yüzeyine suyun
seninle geçirdiğim küçük zamanların yüzüme vuran küçük gülümseyişidir bu...
yüzümü ıslata ıslata ısıtan buğusu, çay emanetin; bir tadımlık tüm heyecanımın...
akşam akşam nereden çıktı dedirtse bile dedirtir ya hani en fazla diyemediklerini
sıcak bir çayın gözlerine çalan uçmaya meyilli kokusunda ya da
demini alamaz ya birden çaydan gelip huya gider bir içimlik cigara...
her sözcüğünün altında bir şiir var deyip duruyor Refik.
senin yalnız bana açılan kalabalık tapınakların, buğusunda çayın bu kez
demi ilginç tutkuların soyundurduğu bir sevgiyle alınganlaşan
ve farklı çiçeklerle beslenirken; sana aç-açıklarım büyürken her gün,
İstanbul’un mavisi de şiiri de sen... deyip duruyor Fikret. –göz bebeğindeki siyaha inat!
çaydan gelen huya gidiyor bir el uzatımın kadar çabuk ve yakın,
s o ğ u m a d a n b e r a b e r l i ğ i m i z k ı ş o r t a s ı a y r ı l ı ğ a...
Fikret Aksu |
|
| Back to top |
|
 |
|