 |
|
 |
| |

| Bilgileriniz |
 |
Ziyaretçi |
 |
38.107.191.92 |
 |
191.92 |
 |
107 |
|
|
| Doğru ve Güzel Türkçe İçin |
|
| View previous topic :: View next topic |
| Author |
Message |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: "DUVAR"LI ŞİİRLER |
|
|
DUVAR
Senin düş çemberini engellemek içindir karşıda uzanan duvar.
Fakat çığlıklanır imge.
Yağlı koltuğun bir kanadına dayalı başın.
yoklarsın dişlerini dilinle:yağın ve salçanın tadı
çürütürken diş etlerini.
Ve düşünü kurarsın adanın üzerindeki ak bulutların,
yeşil bir gün ışırken bağrında giz dolu suların.
…Sürgündeki özün teridir bu, tohumları uzun kılıflı
bitkilerin acı sızıntısı gibi, olgun mangrovların sinsi acılığı,
ve tohum kılıflarındaki kara nesnenin buruk sevinci gibi.
Bu ölü ağaç kovuklarındaki karıncaların yaban balıdır,
Yeşil bir meyvanın buruk tadıdır gün doğuşunda içtiğin;
havadır, sütlü ve tuzlu alizelerin tadınca..
Sevinç! Ey gökyüzünün yücelerine salınmış sevinç! Ak ketenler
ışıyor, otlar ve yapraklarla örtülü görünmez avlular ve uzun
bir günün yüzyılında boyanmış toprağın yeşil nimetleri….
Saint John PERSE
Çeviri: Mazhar CANDAN |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
HAN DUVARLARI
-Osmanzade Hamdi Bey'e-
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından
Huduttan hududa atılmışım ben"
Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;
"Gönlümü çekse de yârin hayali
Aşmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali
Rüzgârın önüne katılmışım ben"
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
"Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi:
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..
Faruk Nafiz Çamlıbel |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVAR
- bu şiir ikinci dünya savaşı içinde
kahredilen bütün dünya duvarları
için yazılmıştır.-
ben bir duvarım hiç güneş görmedim
sen hiç güneş görmemiş bir başka duvar
yüzümüz benek benek tahta kurusundan
ve sinemiz baştan başa ak üstünde karalar
- kelepçeden kahroldu kahroldu bileklerim
- sıyrılıp çıktım artık ölüm korkusundan
- dilim dilim sırtımdaki yaralar
ben demirbaşım sığır siniriyle dayak yedim
biz de duvarız dinliyen duyan düşünen duvarlar
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
ve bizim kucağımızda kasırgalı insanlar
yüzündeki deniz parlaklığıyla durur hatıramızda
o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
bir cumartesi akşamı girdi kapımızdan
gözlerinde kıpkızıl diken diken öfkesi
adeta birden bire aydınlandı zindan
onu böyle görünce nasıl da korkmuştuk
sapından fırlamış bir balta gibi çehresi
ve omuzlarında delikanlı gölgesi
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
o sırt üstü yatağında yatardı
sımsıcak gözleri şimdi bile aklımdadır
bir sana bakardı bir bana bakardı
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
toprak ana bütün zincirlerinden çözülmüş
sabahlar akşam üstleri manolya gibi parlak
tarlaların yüzü gülmüş
işte her akşam geçtiği denize çıkan sokak
ah işte annesi annesi sevgilisi
işte biz dinliyen duyan düşünen duvarlar
işte o çocuk yumruklu dev o dev yumruklu çocuk
dışarda tabiat mevsimin en çıngıraklı ayındadır
bizim kucağımız terkedilmiş bir yatak gibi kirli soğuk
o bir kaç defa kartal gibi gitti kartal gibi döndü
çığlıklarını değil kırbaç sesini duyduk
biz duvarız neyleyim gözlerimiz ağlamayı bilmez
onu bir gece sabaha karşı büsbütün götürdüler
kendi gitti ismi kaldı yadigâr bağrımızda
o zaman mayıs'tı yağmurlar başımızda
ya biz idam duvarıyız karşımızda çok insan öldürdüler
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
temelimiz kanla beslendi ama nedense uzamadık
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yara değil
getirirler vururlar biz öyle dururuz
yağmurlar gözyaşı bulutlar mendil
elimizden ne geldi de yapmadık
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
onlar hep döküldü biz hep ayakta kaldık
bir mayıs sabahı toprak rezil gök rezil
yıldızlar küfür gibi yüzümüze tükürür gibi
şafak sancılarıyla iki büklümdü ufuk
ve simsiyah çamur gibi bir manga ortasında
siyaset meydanına geldi dev yumruklu çocuk
bulutlar eğilip alnının terini sildiler
ve mermiler birdenbire ölümü getirdiler
o düştü biz yine ayakta kaldık
halbuki ne kadar yorgunuz
öyle bakmayın bu yaralar şerefli yaralar değil
ah öyle bakmayın utanırız kahroluruz
Attila İlhan |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVARDİBİ
şimdi sen öldün
şimdi tüm seherleri yeryüzünün
ölüyor bende
duvar dibinde bir avuç adam
atlardan konuşuyoruz uzun uzun
taşın yoğunluğundan
ve suyun nasıl yürüdüğünden betonda
evi boşaltacaklar evi
kimse eriklerden söz etmiyor
sanki erikler hiç yokmuş gibi
bir kadın elleriyle saçını tarıyor
yanı başında kutsal kitaplar yalvaçlar
kadının öpüştüğü yanık orman
durup durup başlıyoruz birbirimize
çizik bir plağa bozuk bir saate
aslında her şey güne gecikmek için
arada erikler oluyor
erikler ölüyor
biz duvar dibinde bekleyen adamlar
toprağın ağzına bakıyoruz dalgın
topraktan çıt çıkmıyor,
çıt
çıkmıyor
Tozan Alkan
(Yeniyazı, sayı 1, 2007) |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVAR YAZISI
gitmekten başka
yalanı yoktur gidenin
sonsuz ve siyahtır
veda mektubu yazmak
durup durup çöl halini şeylerin
bunu hep yapıyoruz
aynı şeyi
adını güz koyuyoruz nesnelerin
buğuya sır diyoruz
cümle sır oluyor ağzımıza
aksın da erisin
batsın diye içimize
o diken tan
kötü kış olduk
yazılmaya çıktık duvara
yontulduk tenha parklar
karıştık şikayet
'şiir yazıyorum''
zaman gül satıyor
şimdi zamana eklendik
sonrası korkaklığı şehrin
uzun bir itiraz sevişmelerde
dokunsam kiri çıkar göğün
açtığım pencerelerde
çatallanır çocuk kadar gece
gitmek geçer içimden
artık gitmek de kalmadı
yasaktır ömrün taşrasında rüyaya inmek
Betül Tarıman
(Akatalpa / Ekim 2001) |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVARLAR
Bir ev kedisi kumunu nasıl kazırsa
öyle kazıyorum sokakları, beyaz güllerin
tozunu yalar vaziyette rastlıyorum kendime
sonra ah! kime, nasıl anlatsam, nazara karşı
zeytin yaprağı hâlâ iyi geliyor bana.
ak sakallı adamlar çocuk! çöl olmasın
pankartları asıyorlar şehrin işeme duvarına
dönmüş tarihi surlarına. yaşlı çocuklar
müneccim! vardır elbet mecaz bir anlamı
mendil satmanın da.
sevgilimin çiçek versiyonuymuş gibi
davranıyorum nergislere. çingenelere
hüzünlü ama oynak nihavent longa.
neden onların elinden pahalı geliyor çiçekler,
teneke saksıları seviyor diye neden aşağıladık
sardunyayı, balkon kabul etmedi dedik
mütemadiyen
ah kavaklar! eğri durmasalar da doğruyu
söylüyorlar. çok yaşa demeyi unuttuğum
bir hapşırmaydı aşk, polenlerin marifetiydi
hüzün sandığım nem.
lütfen manolya, dallarının arasından sızan
kırmızı ışığı günlerce göremediğimi
söyleme kavaklara!
ben daldırma usulü yaseminler yetiştirirken
teneke yüreğimde, sen ada evlerinde kurtarıcı
fotoğrafı gibi asılı duruyorsun, üstünü artist
her aşk gibi bizimki de benzeyecekti
doğduğu yerin duvarlarına...
Faize Özdemirciler |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVAR
bir duvar çeker beni uzaktan
yüzümdür: birikir, uzak bahçe sesleri
akşamlar çoktan kayboldu, çoktan
azalır gibi karanlığın bir yeri
geldin, öyle ki, dokunur gibi cama
başladığın yerde bitir akşamı,
bir duvar dibinde kırık kapanma
olduğun kış günleri orda mı?
şimdi neyi anlatır ötedeki taş,
işte kayboluyor bahçede sesin;
ama bir duvarı taşıdın yavaş yavaş
peki bu taşlarda görünen gölge kimin?..
Can Bahadır Yüce
(E / 2000 Şiir Seçkisi) |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
SES VE DUVAR
1/
Seni vuruyorum,
kabzası gül işlemeli silah elleri.
Sanki sonsuz duvarlar aramızda; sesim yankısız
yüreğim kardelenli dağların ıssız avcısı.
Yakmalıyım güneşe akan ırmakları
kalbim, sabırla yıkanmış bir deniz sancısı.
Gündoğumları ilk ışıklarını sana adamıştı
bunu yalnız ben biliyordum
yüzün duru ve inanılmaz aydınlıktı. Bana sordun:
Neden benim dünyama geldin? bilmiyordum.
Belki de hayat sokaklarındaki tek izdin
bir imbatın körfeze inen; her önüme
gelene sorduğum ve herkesin bir başkasına sorduğu:
-Adını aşrkılardan mı almış
-yoksa şehrin eline tutuşturan
bir nergis kokusu mu?
2/
Seni vurdum,
dediler "Ölümsüzlüğün adıdır o, bitmez..."
Düştüm kendime yabancı çığlıklarla yollara
bekledim gündoğumlarını, geçen mevsimleri
sarhoştum, günahımı sorguluyordu yokluğun
sesini duyuyordum, yansır gibiydi tüm duvarlara
ince kıvrımlı bir ecenin salınıp gezmeleri.
Derler ki sevginin evi bilinmez
o, bütün ovalarda, sonsuz uçurumlarda gezinir
hem coşturur içimizi, hem yaraya tuz basar
Sadece ayışığı aşkın ülkesine ışık tutar.
Baha Önem
(Dize Dergisi / Mart 2001) |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
ÇÖL VE DUVAR
Hanlarda uğuldayan çılgın hayaletler
çölün zamansız epopesinden
gündeliğin sefertasına daralan günler
çimentonun aktığı oluklarda
harflerdeki kehribar
tekrarlanarak kaybettirilen
yollardan gecece
vardığımız
dünyaya kapatılmış kapılar
çimento akıyor harfler soluyor
başkalaşmış bir benliği
kendimizle değiştiriyoruz her seferinde
çıkmıyor gönlümüzden hiç kimse
her yer çöl her yer duvar
Murathan Mungan |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DÖRT DUVAR ARASINDA
Bir şeyler kapanıyordu bir yerlerde,
belki bir kapı, belki bir mezar -
ama çatı değildi - sanki bir yangın,
tavşanların, kuşların hızından anlıyordun,
ama çatı değildi kapanan,
üzerinde bir bayrak dalgalanan.
Ama çatı değildi kapanan;
biraz daha ışık, diye haykırdın,
dağlarıma ve uçurumlarıma,
hepsini gövdeme
duvarlarıma kazıyacağım.
Bir şeyler kapanıyordu bir yerlerde:
Kiminin bahtı, kiminin yüreği,
kiminin kapısı ve penceresi.
Düşündün: Her şey butun bir sonsuzluk
ve bir dakikaydı önünde ve sonunda.
Bir dakika, o senin olan bir dakika,
yani yasaman için sana bırakmadıkları.
Özdemir İnce |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
DUVARA ASTIĞIM
Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
Sersem.
Ben seni beklerken ölmem ki..
Beklersem..
Özdemir Asaf
(Sen sen sen) |
|
| Back to top |
|
 |
fikret Ailemizden


Joined: Dec 20, 2008 Posts: 762 Location: Çorum-İzmir
Bağlı değil
|
Posted: Post subject: |
|
|
KUŞ SÜRÜLERİNDEN BİR DUVAR
Eskişehirli bir tüccar tanırdım, bıyıkları
Gereksiz konuşan bir adamın sakarlığında
Enfiye çekerdi, bahçesindeki gülleri anlatırdı
Çocuksu yüzler bırakırdı bir takım ambarlarda
Sonbahar böyle geçerdi, o tüccarın sıkıntısı gibi
Deniz kıyılarında, hayvan leşleri arasında
Kış sanki iyi geçecek, bakıp duracaksın
Yılbaşında eski bir sevgilinin gönderdiği bir karta
Niye mektup yazmıyorum eskisi gibi
Kahverengi bir şeyler oluyordu mektuplarda
Yaşlı bir korsanın öğle uykusu doluyordu
İçime ve uykusuzluğuma
Kaypak bir haritam var şimdi, önüme seriyorum
Birbirine karışıyor Avrupa ve Asya
Bütün kara yollarında ölüme yakın bir şey var
O kadar yaklaşığım ki şu ölüm duygusuna
Okyanuslardan hiçbir şey anlamıyorum
Küçük denizlerde yaşadım da ondan mı acaba
Değilse neden bir türlü ısınamıyorum
Yoksa büyük acıların kaptanları mı dolaşır okyanuslarda
Ey büyük kaptan, Bodrumlu sarmaşıkçı
Ey gün günden yüreğimi kanatan ada
Bir yer istiyorum üstünde, doğduğum bir yer olsun
Ve uzun yollarda hiç konuşmayan şöförlerin yanında
Ey orman yollarındaki su sarnıçları
Duyuyorum içinizdeki eski ses yüklü plaklarda
Ölümün bitmiş yasını, sevincin yok olmuş fırtınasını
Sözlerini çok değişik aşkların da
Eskişehirli bir tüccar vardı. Var mıydı
Duygular, zamanlar da bir çeşit insan mıydı yoksa
Kuş sürülerinden bir duvar
Hangi kuşu çeksem ölüyor avucumda.
Edip Cansever
(Şairin Seyir Defteri, Adam Yayınları) |
|
| Back to top |
|
 |
|
|
You cannot post new topics in this forum You cannot reply to topics in this forum You cannot edit your posts in this forum You cannot delete your posts in this forum You cannot vote in polls in this forum
|
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
|
|
|
|
 |
|
 |
Bu sitenin tüm Hakları www.yazimhane.com tarafından saklıdır ve yasalarca korunmaktadır.
This Theme Dessigned By Ethaidesign.com |
 |
|
| |